FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 25 Mayıs 2021 46 Görüntüleme

Akp hükümetini sarsan üç kişi.. Bu iş Lahey’de biter

NURİ BOZKIR, SERKAN KURTULUŞ, SEDAT PEKER

Eski ÖKK’cı Yüzbaşı Bozkır, Ukrayna basınına MİT’in silah ticaretini anlattı.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda (ÖKK) görevli eski yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır, ev hapsinde tutulduğu Ukrayna’da ülkenin önde gelen haber portallarından Strana’nın muhabiri Aleksander Sibirtsev’e özel röportaj verdi. Bozkır, Ankara’nın yasa dışı silah ticaretinin içinde olduğu ile ilgili iddialarda bulundu.

Türkiye’den Asya ve Afrika’daki çatışmalı bölgelere büyük miktarda silah ve mühimmat tedarik ettiğini söyleyen Nuri Gökhan Bozkır; 2007 yılında yurtdışındaki bağlantıları sayesinde ticarete başladığını ve Gürcistan, İran, Afganistan, Bosna Hersek ve Azerbaycan gibi silahlı çatışmaların olduğu ülkelere; ekipman, yiyecek ve insani yardım malzemeleri tedarik ettiğini ileri sürdü.

Habere göre Bozkır’ın müşterileri arasında Suriye’deki Türkmen aşiretleri de vardı. Bozkır, 2012’de Suriyeli ortağı ile, Türkmen gurupların saha komutanı Halil Harmid’e silah tedarik etmeye başladıklarını iddia etti.

Suriye’ye silah sevkiyatının Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlilerinin kontrolünde gerçekleştiğini öne süren Bozkır, “Suriye’ye önceleri, hafif silahlar ve mühimmat giderken daha sonra taşınabilir füze sistemleri, patlayıcılar ve ayrıca silah yedek parçaları götürüldü.” dedi.

Bozkır’ın arşivinde yer alan, silah sevkiyatına ilişkin fotoğraf ve videoların yanı sıra para dolu valizlerin görüntüleri de Strana’da yayınlandı.

“KATAR’DAN TÜRKİYE’YE 7 KONTEYNIR DOLAR GELDİ” İDDİASI

Konteynırların fotoğraflarını paylaşan ve gözümle görmesem inanmazdım diyen Bozkır, silahların paralarının, Katar üzerinden dolar olarak konteynırlarla, Türkiye’ye getirildiği 7 konteynır dolusu doların askeri üsse taşıdığını da iddia etti.

 

Habere göre, 2012’den 2015’e kadar Doğu Avrupa ve Orta Asya’dan Türkiye adına resmi şekilde silah satın alan Bozkır, eski Varşova Paktı ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden gelen silahları Suriye’ye götürdü.

Bir sevkiyatın iki ila dört milyon dolar olduğunu öne süren Bozkır, silah tüccarlarına ödemelerin nakit olarak yapıldığını parayı yurtdışına büyük valiz ve çantalarla MİT yardımıyla çıkardıklarını belirtti.

MİT TIRLARI DURDURULUNCA UKRAYNA’YA GELDİ

Silah taşıyan TIR’ların polis tarafından durdurması üzerine, MİT’in kendisinden acilen yurtdışına çıkmasını istediğini anlatan Bozkır, ismi veritabanında işlenmeden iki saat önce adına Ukrayna’ya bir bilet alındığını ve havalimanına kadar da kendisine eşlik edildiğini öne sürdü.

Bozkır, kendisine MİT’in, “yakalanan mallarla ilgili tüm sorunlar çözülene kadar Ukraynalı eşi ve çocuğuyla yurtdışında kalması gerektiğini” söylediğini belirtti.

Ayrıca 2018’de Erdoğan’a yakın nüfuzlu işadamlarından da iş teklifiyle geldiğini, Ukrayna’dan Türkiye’ye silah ve askeri malzeme satışı üzerine bu teklifi kabul etmemesi üzerine Türk yetkililerin adını, (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastını şüphelisi olarak) Interpol’ün listesine koyduğunu öne sürdü.

Türkiye’ye iadesinin istendiğini ancak Türk hapishanelerinde kendisi gibi tehlikeli tanıkların “kalp krizi” sonucu öldüğünü buna örnek olarak hapiste “ölen” eski bir subay arkadaşından bahsetti.

Bozkır kendisini MİT’in kaçırmasından endişe duyuyor bu nedenle, Ukrayna makamlarından ek koruma ve siyasi sığınma başvurusunda bulundu. Ancak Ukraynalı yetkililer bu konuda henüz bir karar almadı.

HEM İKTİDAR HEM MUHALEFETİN İSTEDİĞİ İSİM: BOZKIR

Türkiye’de iktidar ve muhalefetin ısrarla istediği, eski Özel Kuvvetler personeli Nuri Gökhan Bozkır’ın iadesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenkıy’den istemişti.

2002’de evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitiren Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastının faili olduğu iddiasıyla hakkında kırmızı bülten çıkarılan Nuri Gökhan Bozkır, Temmuz 2019’da Ukrayna’da gözaltına alınmıştı.

 

Yetkili mahkeme, eski Özel Kuvvetler personeli Bozkır hakkında geçici tedbir uygulayarak ev hapsi kararı vermişti.

Bu karar daha sonra, gece 23.00 ile sabah 06.00 arasında evde olmak şeklinde hafifletilmişti. Bu süreçte Ukrayna ziyaret düzenleyen Erdoğan, Bozkır’ın iadesini bizzat talep etmişti.

Ukrayna yasalarına göre, bir şüpheli hakkında verilebilen ev hapsi kararının en fazla 6 ay sürebilecek olması nedeniyle, mahkeme ev hapsi kararını son kez 18 Nisan tarihine kadar uzatmıştı.

SERKAN KURTULUŞ

İzmir’de “FETÖ Borsası” olarak adlandırılan yapının silahlı kanadını yönettiği söylenen, çok sayıda kişiden tehditle para aldıkları ve bazılarına silahlı saldırıda bulundukları gerekçesiyle hakkında dava açılan ve uluslararası yakalama kararı bulunan Serkan Kurtuluş Haziran ayında Arjantin’de yakalanmıştı.

bu ayın 24’ünde kaçak Ahmet Nesin’e verdiği röportajda ben rusya ve amerikaya bilgi vermek istiyorum beni öldürmek istiyorlar demişti

Kurtuluş’un yakalanma hikayesinin ayrıntıları ve tutuklu bulunduğu cezaevinden başta AKP kurucularından Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hotar ve bazı AKP’liler hakkında rahatça suçlamalarda bulunabilmesi ve bunu cemaate yakın bazı isimler üzerinden yapabiliyor olması, bu ismin ABD tarafından iktidarı zora sokabilecek şekilde elde tutulduğu iddialarına neden oldu.

T24 yazarı Tolga Şardan Kurtuluşun Türkiye’den kaçtıktan sonraki ilk durağı olan Gürcistan’dan Arjantine geçiş ve orada yakalanış hikayesinin ayrıntılarını yazdı. Şardan Kurtuluş’un yakalanma sürecinin arkasında ABD istihbaratının olduğunu söyleyerek şöyle yazdı:

“Gürcistan’da kalmasının sakıncalı olacağına karar veren Kurtuluş’un ülkeden ayrıldığı tespit edildi. Devam eden çalışmalarda, Kurtuluş’un yakın tarihte Gürcistan’dan önce Ukrayna’ya, oradan da İspanya’ya geçtiği anlaşıldı.

Kurtuluş, İspanya’dan Kolombiya’ya uçtu. Türkiye’den epeyce uzaklara giderek izini kaybettirmek isteyen Kurtuluş’un izi Arjantin’de bulundu.

Türkiye’nin halen Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı organize suç örgütü lideri ve FETÖ borsası iddialarının kilit ismi Kurtuluş, geçen Haziran’da yerel polisin operasyonuyla Buenos Aires’te otel odasında yakayı ele verdi.

Gelişmenin ardından Türkiye, Interpol üzerinden devreye girdi, iade sürecini başlattı. Henüz bu konuda bir ilerleme sağlanamadı.

Bu aşamada, Kurtuluş’un Arjantin’de yakalanması sıradan bir süreç değil. Edindiğim bilgiye göre, Türkiye’de ilginç bir sürecin içinde olan Kurtuluş’u takip eden sadece Türk Emniyeti değildi. Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da Kurtuluş’un varlığından haberdardı!

Uzaktan Kurtuluş’u takip ediyordu. Kurtuluş’u Gürcistan’dan çıkartan FBI mı? İşin bu aşaması henüz bilinmiyor.

Fakat Kurtuluş’un Kolombiya’ya geldiğini tespit eden FBI, burada devreye girip Kurtuluş’un Arjantin’e geçiş yapmasını kendi kanalları üzerinden sağladı. Zira ABD’nin Kolombiya ile suçlu iadesini kolaylaştıran adli mekanizması yoktu. Arjantin’le bu çerçevede ikili çalışmaları olan FBI, yerel polisle yaptığı ortak çalışma sonrasında Kurtuluş’u “kontrollü biçimde” yakalattı.

Daha önce de Türkiye merkezli benzer adli ve istihbari operasyonlar gerçekleştiren FBI, şimdi tıpkı Rıza Sarraf dosyasında olduğu gibi benzer özel bir süreci Arjantin’de yürütüyor.

Kurtuluş’un Arjantin’de resmi makamlara Türkiye’yi ilgilendiren konularda neler anlattığını henüz bilmiyoruz. Ancak, son günlerde özellikle yurtdışındaki farklı sosyal medya hesaplarından Kurtuluş’a ait olduğu edilen bazı iddialar gündeme getiriliyor.

Bu paylaşımlara bakıldığında Kurtuluş’un, AKP iktidarı ile devletin bazı kurumlarını ve görevlilerini zorda bırakacak açıklamaları var. Bunların ne kadarının doğru olduğu henüz bilinmiyor. Ama Arjantin’de FBI’ın kontrolünde bir süreç yürütülüyor.

Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’a suikast emrini bana AKP Genel Başkan Yardımcısı verdi!

Arjantin’de İnterpol tarafından tutuklanan tetikçi Serkan Kurtuluş, Buenos Aires’te kaldığı hapishaneden ankesörlü telefonla Media Diem’den Said Sefa’nın programına katıldı. Kurtuluş, hakkındaki iddialara cevap verdi.

Bir dönem AKP adına Suriye’de savaşan Serkan Kurtuluş, İzmir’de “Fetö” Borsası olarak adlandırılan organizasyonun merkezinde görev alan isimlerden birisiydi.

Programda, tutuklandıktan sonra Türkiye ile ABD arasında krize neden olan Rahip Andrew Craig Brunson hakkında 2015, 2016 yıllarında bir suikaste kararı verildiğini söyleyen Kurtuluş, bunun için İzmir’de planlamalar yapıldığını ve bir ev tutulup içine Hizmet Hareketi ile ilgili kitapların konulduğunu söyledi. Kurtuluş, bundaki amacın da Cemaat’in hem ABD hem dünya nazarında terör örgütü ilan edilmesi olduğunu vurguladı.

‘Talimatı Nükhet Hotar ve Ahmet Kurtuluş verdi’

Rahip Brunson’a suikast talimatını dönemin AKP Genel Başkan Yardımcı Nükhet Hotar ile AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş’un verdiğini iddia eden Serkan Kurtuluş şunları söyledi:

“Önce Mustafa Ali Eren’in seçiyorlar. Brunson 1 Nisan 2011’de bir saldırıya uğradı. Brunson’a kurusıkı tabancayla ateş eden Eren, o sırada “El Kaide bunun hesabını soracak” diye bağırdı. Onu El-Kaide’den içeri atıyorlar ama Eren’in alakası yok.”

Nükhet Hotar 

“Daha sonra aynı ekip bunu başkasına yaptırmam için 2015, 2016 yıllarında benimle irtibata geçti. Ev tutmamı istedi. Bunlar Nükhet Hotar ve Ahmet Kurtuluş’tu. Bir ev tutuldu, içine Cemaat ile ilgili kitaplar konuldu. Eylemi yapacak çocuğun bu evde kalması istendi. Parmak izi için. Ben bunu kabul etmedim. Çünkü Amerikalı bir rahibin öldürülmesi çok ağır bir şey. Hayır da diyemedim ve oyaladım. Suikast sonrası onu yapan kişiyi öldüreceklerdi. Aynı Rus Büyükelçisi suikastı gibi. Bunu da Cematin, ‘fetö’nün üzerine yıkacaklardı. Bu süreçte Nükhet Hotar ile Ahmet Kurtuluş’un ofisinin de görüştük. Daha sonra ben Fetö Borsası’ olayı da çıkınca yurtdışına kaçtım.”

İşte o program;

Ahmet Kurtuluş evinde öldürülmüştü

İzmir’de ‘organize suç örgütü’ davasının 69 sanığı arasında bulunan AKP eski İzmir İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş(41), elektronik kelepçeyle ev hapsinde tutulduğu Narlıdere ilçesindeki bir sitede bulunan dairesine, Mayıs 2019’da polis yeleği giyerek gelen bir kişi tarafından 5 yaşındaki oğlunun gözleri önünde tabancayla vurularak, öldürülmüştü.

SEDAT PEKER

Ve cinayet itirafları…

Suç örgütü lideri Peker, Gazeteci Kutlu Adalı cinayeti için Mehmet Ağar ve Korkut Eken’in kendisinden tetikçi istediğini söyleyerek bir perdeyi araladı. Bugün AKP’nin içinde yaşayan Susurluk Çetesi’nin deşifresinde başka bir aşamaya geçildi. Türkiye ya bu karanlığın üzerine gidecek ya da bataklığa mahkûm olacak .

Devlet-mafya-siyaset üçgenine dair tüm dünyadaki soruşturmalarda temel kaynak bu ilişkiler içindekilerin itiraflarıdır. Devletleri örümcek ağı gibi saran yapılar böyle deşifre olur. Bunun için mafya filmlerinde hep dedektiflerce özel korumaya alınmış tanıkları ya da itirafta bulunanları izleriz. Onları savcılar, polisler sağ salim mahkemeye ulaştırmak için uğraşır.

Bizde, 2021 Türkiyesi’nde…

Devlet-mafya-siyaset üçgeninde 20’li yaşlarından beri yer almış suç örgütü lideri YouTube’da saatlerce konuştu, bildiklerini anlattı, bir yargı mensubu bile harekete geçmedi. Ülkede nasıl susturulacağına dair tahminler havada uçuşuyor. Film olsa bu kadar aleni suç örtülmesi faaliyetine kimse inanmaz. Ama biz bu gerçeküstü saçmalığı yaşıyoruz işte.

Ama Sedat Peker, dün yayınladığı ve bugüne kadar en çarpıcı bilgiler içeren video ile bu gölgeleme çabasına meydan okudu. Bu devasa skandalın susarak, görmezden gelinerek geçiştirilemeyeceğini ve tüm gemileri yaktığını ortaya koydu. Büyük bir suç itirafıyla tanıklığının önemini ispatladı.

Tetikçilerle cinayetler işlediğini adeta itiraf etti.

Videoda Kutlu Adalı’yla ilgili itirafları, Türkiye için tarihi önemdedir. Açık açık eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve MİT’çi Korkut Eken’in cinayetler için kendisinden tetikçi istediğini ve bunları temin ettiğini söyledi. Korkut Eken’in, Kutlu Adalı’yı öldürmesi için iki tane profesyonel tetikçiyi istediğini anlatıp öz kardeşi Atilla Peker’i yolladığını anlattı.

Milyonlarca kişi ekran başında 25 yıldır faili meçhul bırakılmış bir gazeteci cinayetinin itiraflarını izledi. Gönderdiği tetikçi kardeşinin denk gelmediği için cinayeti işleyemediğini anlattı ve daha sonra Korkut Eken’in kendisine “Biz o işi hallettik” dediğini söyledi. Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nın adalet arayışını uzaktan hep izlediğini söylediği anlar gerçekten kan dondurucuydu.

Kutlu Adalı, 15 Mart 1996 gecesi Kıbrıs’ta St. Barnabas Manastırı’nda paha biçilmez eserlerin çalındığı soygunu yazdığı için katledilmişti. Kar maskeli soyguncuların KKTC Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’na ait araçları kullandığını ortaya çıkarmıştı. Cinayetten önce Susurluk Kazası’nda ölen Abdullah Çatlı’nın Kıbrıs’a geldiği de ortaya çıkmıştı. Onlarca yıl sonra ise manastırdan çalınan el yazması İncil, Türkiye’ye giriş yapan bir kişinin üzerinde ele geçirildi.
Kutlu Adalı’nın Susurluk Çetesi tarafından katledildiğine dair ipuçları yıllardır vardı ama bu itirafla nihaye halen faaliyetlerini sürdüğü anlaşılan karanlık örgütün deşifresinde başka bir aşamaya geçildi.

Sedat Peker ayrıca Kutlu Adalı cinayetini anlattıktan sonra böyle çok insanın öldürüldüğünü söyledi. Hatta kendisine sürekli iş adamlarının isimlerinin verildiği ağzından çıktı. Sedat Peker’in henüz 20’li yaşlardayken Susurluk Çetesi’ne girmesinin sırrı Sakarya-Bolu-Hendek üçgenindeki cinayetler olarak yorumlanıyordu. Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Fevzi Arslan gibi çok sayıda ismin karanlıkta bırakılan cinayetleri konusunda Sedat Peker’in belli ki çok bilgisi var. Bu konuda hükümetin nasıl ikna edildiğini ve Milli Güvenlik Kurulu’nda karar alındığını ifade etti. Bu cinayetler konusundaki itirafları çok önemli olacaktır.

Sedat Peker’in kendisini azmettirenlerin vatansever maskesiyle nasıl ceplerini doldurduğunu anlatması altı çizilmesi gereken bir nokta. Bu çetelerin Kürt meselesinden ve dökülen kandan nasıl beslendiklerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Uyuşturucu baronu olan Hüseyin Baybaşin’in Hollanda’da yakalandıktan sonra yaptığı itiraflar Sedat Peker’in sözleriyle birebir örtüşüyor. Hüseyin Baybaşin, Mesut Yılmaz tarafından Meclis’e de sunulan ancak dikkate alınmayan konuşmalarında Mehmet Ağar’ın kendilerine her zaman yardım ettiğini anlatmıştı. Polis kimliklerini, operasyon bilgilerini Mehmet Ağar’dan aldıklarını söylüyordu. Şimdi Sedat Peker, Mehmet Ağar’ın suç ortaklıklarıyla ilgili konuşma ihtimallerine karşı uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı isimleri ortadan kaldırdığını söylüyor. Tüm taşlar yerine oturuyor.
Peki, şimdi ne olacak?

Mehmet Ağar ve Korkut Eken, çöktükleri iddia edilen Bodrum Yalıkavak Marina’da keyif sürmeye devam mı edecek?

Evet, safça bir soru…

Susurluk Çetesi, AKP’nin içinde yaşıyor sonuçta.
Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga Ağar, AKP Milletvekili ve partinin Marmara Bölge Koordinatörü.
Ayrıca Sedat Peker’in bu olaylar yaşanırken Başbakan Tansu Çiller’in evinde ağırlandığı da arşivlerde duruyor. Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’le yakın ilişkisi de hafızalarda.

Şimdi Tansu Çiller, Cumhur İttifakı’nın destekçisi ve Saray’daki resepsiyonların baş davetlisi. Tabii oğlu da ihaleler şampiyonu.
Ama bu böyle gitmez. Susurluk Skandalı’ndan sonra deşifre olan kirli ilişkiler ağıdaki devlet ve siyaset bağlantılarının üzerine yeterince gidilmediği için bugün bu karanlığın içinde yaşıyoruz. Ya ülke bu karanlık güçlerden temizlenecek ya da dibi olmayan bu bataklıkta boğulacak.

***

613 kişilik dinleme kararı

Sedat Peker, halen devlet içinden ve Türkiye’den bilgiler aldığını özellikle vurguluyor. Zaten kendisi hakkındaki soruşturmayı öğrenerek yurtdışına kaçtığını, soruşturmayla ilgili bilgilere rahatlıkla ulaştığını defalarca dinledik. Şimdi kendisiyle ilgili Ankara’da bir soruşturma olduğunu ve 613 kişinin dinlendiğini özellikle vurguluyor. Bu aynı zamanda bir mesaj. Türkiye’deki alanını korumaya çalışıyor. Bağlantılı olduğu isimlere operasyon yapılması halinde daha kritik açıklamalar yapacağını 7. videoda gösterdi. Buna AKP, Sedat Peker’in tetikçi olarak Kıbrıs’a gönderdiğini söylediği kardeşi Atilla Peker’i gözaltına alarak yanıt verdi. İlk kez savcılar harekete geçti.

***

Günah keçisi olur mu?

Süleyman Soylu’nun, ‘Peker’den her ay 10 bin dolar alan milletvekili açıklaması’ büyük skandalın AKP içinde yarattığı depremin ilk hissedilen sarsıntısıydı.

Kulislere bu kişinin AKP eski milletvekili ve şu an AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Metin Külünk olduğu sızdırıldı, CHP’li vekiller söyledi.

Böylece Süleyman Soylu, skandalın tek kurbanı olmayacağının küçük bir işaretini verdi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin üst yönetimi, Süleyman Soylu’ya beklediği desteği halen vermedi. Erdoğan daha önce defalarca skandallardan günah keçileri kurban vererek sıyrıldı. 17-25 Aralık’taki 4 bakan, FETÖ ile kavga sırasında tasfiye ettiği yol arkadaşları ve daha niceleri önce feda edilip sonra devlet kasasından üçer beşer maaşlı makamla ödüllendirildi. ‘Reis’, damadını bile sahipsiz bavul gibi ardında bırakıp yoluna devam etti.

Ama son büyük skandalda önemli bir soru var:

Süleyman Soylu, boynunu bıçağa uzatacak uysal koyun olur mu?

Geçmişin bütün sırlarını, suçlarını elinde tutan, polis ve jandarmada kadrolaşmış, Başkanlık Sistemi’ndeki boşlukta fiili başbakana dönüşen Süleyman Soylu susar mı? Susmasa bile Peker skandalının ağır faturasıyla siyasi mevtaya dönüşür mü?

Etrafında her zaman düşük profilli kadrolar tutarak kendini rahat hisseden Erdoğan, bu kez Cumhur İttifakı koşullarında sivrilen siyasi bir figürle karşı karşıya. Skandalın üzerindeki kirine rağmen Süleyman Soylu, partiden ayrılsa hem AKP’den hem de MHP’den büyük parçalar koparabilir.

Elbette ara formül arayışları da vardır.

***

5 tonluk yanıtsız soru ve Erkam Yıldırım

Daha önce yazılarımda 9 Haziran 2020’de Kolombiya’da Türkiye varışlı bir gemide yakalanan 5 ton kokainin neden çok önemli olduğunu anlattım. Türkiye bir kokain rotasına çevriliyor. Bununla ilgili neredeyse bir yıl sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TRT’de konuştu ama asıl sorulara yanıt vermedi. Sadece Kolombiya ile temas kurduklarını, kokainin Ambarlı Limanı’na geldiğini anlatıp ‘Balkan Grubu’ diyerek belirsiz bir yeri işaret etti. Hatta Kolombiya’dan yazılı bir bilgi gelmemesine sitem etti. Ancak bir soruşturma olup olmadığını bile söylemedi. Oysa böyle bir sevkıyatın iz bırakmamış olması mümkün değil. Bu derin sessizliğin üzerine Sedat Peker’in 7. videodaki iddiaları geldi.

Eski Başbakan, AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddia edilen Kıbrıs’ta yaşayan Halil Falyalı’nın şantaj tuzağına düştüğünü öne sürdü. Gemileri olan Erkam Yıldırım’ın Venezuela’ya kokain sevkıyatı için gittiğini iddia etti. Şimdi herkes “Sessizliğin nedeni bu muydu?” diye soruyor. Bilmemiz mümkün değil ama iktidarın suskunluğu skandalı büyütüyor.

Hits: 10

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.