FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Ana sayfa 21 Temmuz 2021 14 Görüntüleme

Antep’te hemşireye hastane kantininde silahlı saldırı

Moda Sahnesi Genel Direktörü Kemal Aydoğan, pandemi sürecinde tiyatroların ve kültür-sanat emekçilerinin yaşadıklarını İleri’ye anlattı…

19-07-2021 09:12

Ercan Dalkılıç

Pandemi sürecinde tiyatrolar yaklaşık 1,5 sene kapalı kaldı. Kimi sahnesini kapattı, kimi başka işler yaptı, kimileri de ne olursa olsun direnmeye çalıştı. Moda Sahnesi Genel Direktörü Kemal Aydoğan da bu direnişin başın çekenlerden biri. Aydoğan’ı şu an kapalı bulunan sahnesinde zirayet ettik ve tiyatronun şimdisi ve sonrasına dair bir söyleşi gerçekleştirdik…

Şöyle başlayalım; pandemi sürecinde tiyatrolar devletten neler talep ettiler, buna mukabil ne buldular?

13 Mart 2020 tarihinde kapandı ilk kez tiyatrolar, 1 Temmuz 2020’ye kadar da kapalı kaldı. O dönem “tiyatrolara nasıl bir destek yapılacağına” dair Kültür Bakanlığı yetkilileri ile birçok görüşmeler yapıldı. Hatta önce biraz gönülsüz gibiydiler, acil hareket edeceğe benzemiyorlardı. Tiyatromuz Yaşasın imza kampanyası, devlet destekler konusunda hızlı davranmadığı için organize edildi. Özel tiyatrolar birtakım acil taleplerini gündeme getirdi bu kampanyayla. Bu taleplerin arasında oyunculara, tasarımcılara, teknik elemanlara vb. tiyatro, gösteri sanatları alanında çalışanlara aylık geçim ücreti, tiyatrolara vergi-sigorta muafiyeti, salonu olanlara kira desteği, devlet desteği yönetmeliğindeki tarihlerin pandemi koşullarına göre yeniden düzenlenmesi yer alıyordu. Bir tek devlet desteği yönetmeliğinde bir düzenleme yapıldı, bunun haricinde hiçbir unsurda düzenleme yapılmadı. Bir ara KDV %1’e indirildi; gelgelelim o da tiyatrolar istediği için değildi, turizm sektörü için yapıldı temelde. Tiyatroların bilet satamadığı bir dönemde yapıldı bu indirim.

Siz “dijital kütüphane” adındaki destek projesine de katılmadınız. Nasıl gelişti o süreç, biraz açar mısınız?

Özel tiyatrolara “dijital kütüphane” adında bir destek verildi. Tiyatrolar oyunlarını kaydettiler ve Kültür Bakanlığı’na sundular, buradan da 15-25 bin tl arasında “KDV dahil” (gülüyor) olarak bir ücret aldılar. Ancak biz bu yardıma başvurmadık; çünkü telif haklarını nasıl düzenleyeceğimizi bilemedik. Yazarı, oyuncuları, tasarımcısı vb. herkesin hakları var oyunlarımızda, devlet de 5 yıllığına “sanat cepte” uygulamasında göstermek istiyor eseri; yıllığı KDV içinde 3 bin ila  5 bin tl olan bir ücret tutuyor kısaca, hak sahipleri haklarını aldığı zaman geriye tiyatroya para kalmıyordu! bunu kabul etmedik. Bunlar içinde düştüğümüz krizi çözmek için yeterli girişimler değildi. Tiyatroların büyük çoğunluğu bu yardımı aldı. Her tiyatro kendi hukuklarını kendileri düzenledi.

Devlet desteğine de başvuramamışsınız, neden başvuramadınız?

Özel tiyatrolara devlet desteğine ise biz ve bizim gibi tiyatrolar, vergi ve sigorta borcu olduğu için başvuramadı. Zaten var olan yönetmelikte de bu husus belirtiliyordu. Pandemi sebebiyle bir esneme olacağına dair bir izlenim edinmiştik ancak günü gelince bunun olamayacağını, vergi/sigorta borcu yoktur yazısının destek dosyasında mutlaka olmaması gerektiği ifade edildi. Gelgelelim vergi ve sigorta borcu bizim çalıştığımızın göstergesi. Büyük şirketlerin bile vergi ve sigorta borcu var. Hatta pandemi döneminde 8 milyar TL borcu silinenler bile oldu! Demek ki bu, işletme olan yerlerde normal bir durum… Tahakkuk edilmiş, sorumluluğu üstlenilmiş bir borç yani. Kaçınılmış bir şey yok, sadece pandemi sürecinde ödemeye gücümüz yetmemiş.

Tam burada şöyle bir parantez açayım. Kültür Bakanlığı’nın bu durumda yapması gereken, beyan edilmiş bu gelirin, vergileri ödemeye niye yetmediğini problemleştirmek olmalıydı. Moda Sahnesi’nde en son sezonda (2019) 80 bin kişi etkinliklere katılmış -sinema, seminer, tiyatro, konser vb. hepsi- böyle bir potansiyel varken bu borcu nasıl doğuyor? İyi bir problem değil mi bu? Ne oldu da ödeyemedik, bu araştırılmaya değer. Çünkü buradan Türkiye’deki özel tiyatroların faaliyetlerini yürüttükleri mali yapılara varacağız. Oradan da içinde bulunulan modelin bu işi yapmaya elverişli olup olmadığına: Bir işletme olarak tiyatro kurumunun mali yapısı nasıldır, tiyatrolara ticarethane olarak bakılması doğru mu, özel tiyatrolar kendi yağı ile kavrulabiliyor mu, çarklarını döndürebiliyorlar mı? İşte asıl soru bunlar…

Devletin bir sanat politikası olsaydı, özel tiyatrolar devletin baktığı ve işleyişine dikkat kesildiği bir yer oldurdu. Tiyatrolarda faaliyet nasıl sürüyor, çalışanlar haklarını alabiliyorlar mı, nitelikli sanat üretimi için yeterli mali yapısı var mı, mekan uygun mu vb. bu sorular hiç sorulmadı. Türkiye’de devletin sanat politikası diye bir şey yok. Dolayısıyla biz dahil epeyce tiyatro, sahne pandemi sürecini gelirsiz ve desteksiz geçirdi. Ve şimdi çatırdamalar başladı.

Peki siz bir örgütlü yapıya dahil miydiniz? Bu yapıyla nasıl hareket ettiniz, bu yapı iyisiyle kötüsüyle bir kazanım elde edebildi mi?

Tiyatroların taleplerine karşılık devletin elini ağırdan almasınının da etkisiyle kendiliğinden bir örgütlenme gerçekleşti. Bu “Yaşasın Tiyatromuz İnisiyatifi” adını aldı daha sonra. Önce bir imza kampanyası yapıldı, 40 bine yakın bir imza toplandı, devlete iletildi. Sonrasında Türkiye’deki tiyatroların problemlerini konuşmak üzere büyük bir yapı olmaya soyundu, inisiyatif adını aldı. Biz de Moda Sahnesi olarak ilk çekirdek kadroda yer alan 4-5 tiyatrodan biri idik. Hareket zaten bizim de içinde bulunduğumuz Kadıköy Tiyatroları Platformu içinde başladı ilk olarak. Sonra tüm Türkiye’ye yayıldı.

Siz daha sonra bu inistiyatiften ayrılmak zorunda kaldınız, değil mi?

İnisiyatif bir süre sonra 400-500 üyesi olduğunu açıkladı. Fakat bu üyeler imza atan topluluklardı, katılmak için ayrıca bir sözleşme yapılmamıştı. Mali ve işletme yapıları farklı, dolayısıyla problemleri farklı olan tiyatrolar bir araya gelmişti. Bu heterojen birliktelik birtakım sakıncalar içeriyordu. Sözgelimi bizim 12 tane sigortalı çalışanımız varken, bazı tiyatroların hiç çalışanı yoktu… Dolayısıyla çocuk oyunu yapan, belediyelere oyun satan vb. tiyatrolarla sahneleri olan, kira ödemek zorunda olan tiyatrolar aynı dertlere sahip değildi. Bir tasnif gerekiyordu. Biz sürekli bu tasnifin yapılması gerektiğini vurguladık. Çünkü bizim gibi tiyatroların 25 bin TL gibi bir yardımla pandemiyi atlatması mümkün değildi.

Bu tasnif sağlamadığı için önce “Yaşasın Tiyatromuz İnisiyatifi”nden ayrıldık. Çünkü bizim varlığımızı, sorunlarımızı görülmez kılıyordu bu topyekûnleştirme işlemi. Diğer tiyatrolarla aynılaşmayı sağlamayan fiziki ve mali yapımız vardı. Sorunları masaya yatırırken bizim gibi tiyatroların tasnifi şart. Mali yapılarının iyi analiz edilmesi, bunun yetkililere çok iyi anlatılması ve destek fonlarına ilişkin de yeni modellerin ortaya konması gerekiyor. 

Devlet hizmet için var. Kriz çözmek için var, “mevzuat uygun değil” demek için değil. Tiyatro örgütleri devletin bu tavrına karşı daha keskin bir tavır takınmalıdır. Hizmet alan biziz. Çünkü vergi veriyoruz. Mevzuat uygun değilse, mevzuatın düzeltilmesi gerekir. Milyarlarca doların döndüğü turizmde KDV nasıl %1’e düşürüldü? Turizm işletmelerinin talepleri doğrultusunda yapılan mevzuat değişiklikleri, söz konusu tiyatrolar olunca neden yapılmadı? Şunu diyorlarsa “turizm sektörü on milyarlarca lira ekonomiye girdi sağlıyor, onun için onlara destek sunuyoruz” haklı değiller. 1980’lerde yerlerde sürünen turizm sektörünü hatırlayalım. 30 yıllık yatırım destekleriyle buralara gelindi. Hem sanatı, ekonomiye girdisiyle ölçemeyiz. Bu doğru bir değerlendirme değildir. Sanatın değerlendirme ölçütü toplumsal hayata katkısı bağlamında düşünülebilir. Hülasa sanatın önemini kavramış bir yönetim anlayışı, sanat kurumlarının yaşaması için hızlıca bir mevzuat değişikliğine giderdi, buradaki aciliyeti anlardı. Krizdeki çözüm acil davranmakta yatıyor zaten…

Eylül-kasım ayları arasında tiyatroların açıldığı bir dönem oldu, bu süreçte gündelik hayatta neler yaşadınız?

Geçen yıl 17 Eylül tarihinde yeni oyun ile sezon açtık, bu tarihten kasım ayının sonuna kadar “yarım salon kapasite” olarak bir gelir elde edebildik… Tiyatro açılır açılmaz, doğal olarak hak sahipleri de haklarını sormaya başladılar. Tabii ki mülkün sahibi de kirasının peşine düştü. Hatta bir tür, mülk sahibinden kirayı sakınan, saklayan bir işletme ya da bir insan grubu pozisyonuna düştük, dolandırıcı mualamesi görmemiz an meselesiydi. Bir taraftan da gündelik ilişkiler kendi yordamınca, sokakta nasıl yürüyorsa öyle yürüyor, sanat mekanı diye daha özel ilişkiler yaşamadık. Kazanılan bir para yoksa nasıl ödeyelim borçları öyle değil mi?

Tam kapasite çalışmadan bizim gibi tiyatroların gerekli mali dengeyi tutturması imkansız. O bütçeyi bizim elde ediyor olmamız lazım ki çalışanlarımızın maaşlarını verelim, kiramızı düzenli ödeyelim, prodüksiyon yapacak paramız olsun, oyuncunun yevmiyesini verelim, tuvalet kağıdı alabilelim… Sanatsal olarak tiyatromuzu ayakta tutacak bir mali destek yok. Şu an aslında akışına bırakılmış, güçlü olanın hayatta kaldığı, sosyal-Darwinist bir tutuma itiliyoruz. Dayanışma duygu olarak da fiil olarak da yerlerde, peşine düşen, gerekliliğini anlayan çok az insan var.

Bundan sonra neler olacak, neler bekliyorsunuz? Gelecek sezona dair umudunuz var mı?

Çözümler geçici, kökten değil. Bu yıl da olacak olan şey şu: 40-50 bin TL bir devlet desteği verilip, “hayatta kalmayı becerin” diyecekler bize. Peki kalıcı çözümler niye devreye sokulmuyor? KDV, SGK borçlarında muafiyet, vergi indirimi, prodüksiyon destekleri verilmeyecek mi? Gelirsiz kalmış tiyatronun tüm çalışanlarına destek verilmeyecek mi? Nerdeyse 1,5 yıldır hiç gelir elde edememiş oyuncular tiyatro değil dizilerde çalışmak istiyor. Haksızlar mı? Bence değiller. Hevesleri kalmadı tiyatroya dair, oyuncuların bu kadar uzun bir süreci ekonomik olarak kotarmalarının tek yolu dizilerde oynamaları. Onların tiyatroya dönmesi için hiçbir şey yapılmıyor. Kaçan heveslerin yeniden canlandırılması lazım.

Devletin bu konuda psikolojik olarak da elle tutulur bir faaliyeti yok, halkı salonlardan içeri sokacak bir çalışma da yapılmıyor. Kültür Bakanlığı’nın yaptığı gibi bir tane kamu spotu çekip “hadi tiyatro salonlarına gidin” demekle olmuyor. Geldiğimiz şu aşamada biz artık her türlü olumsuz sonucu görmeye, yaşamaya hazırız. İflas edebiliriz, borcumuzu ödeyemediğimiz için hapse girebiliriz. Hiçbir şey bizi artık şaşırtmayacak, gururumuzu da kıramayacak artık. Sanat yaparken borca battığımız ve ödeyemediğimiz için gönül rahatlığıyla üstlenebilirim…

derinodahaber.com

Hits: 3

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.