FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 25 Mayıs 2021 19 Görüntüleme

İçişleri Bakanı Soylu, gazetecilerin sorularını yanıtladı..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, suç örgütü lideri Sedat Peker‘in yayınladığı videolarda bulunduğu iddialara ilişkin canlı yayında açıklamalardan bulundu. Soylu, Peker’in videolarında da adı geçen Mehmet Ağar‘ın Yalıkavak marinaya ilişkin sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Görev alması doğru mu, ben olsam 48 saat içinde bırakırım” dedi.

Soylu, Peker’e Türkiye’ye dönme çağrısı yaparken, “Bu suç örgütü lideri Türkiye Cumhuriyeti devletinden özür dileyecek, adalete teslim olacak, kuzu kuzu cezaevine girecek, cezasını çekecek” ifadesini kullandı. Soruşturmaların sürdürülebilmesi için istifayı düşünüp düşünmediği sorulan Soylu, “Hiç düşünmedim” yanıtını verdi.

Habertürk’te Açık ve Net Özel’e konuk olan Soylu, Kübra Par moderatörlüğünde; gazeteciler Merdan Yanardağ, İsmail Saymaz, Veyis Ateş ve Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. Sürenin tamamlandığı söylenerek 3 saatin sonunda kapatılan Soylu yayını, kısa bir haber bülteninin ardından banttan yeniden yayına alındı.

Ağar’ın Yalıkavak marinadaki görevini bırakması gerektiğini söyleyen Soylu, “Ben olsam 48 saat içinde bırakırım. İçişleri Bakanı olarak söylüyorum. Bu tip insanlar bir yerde bulunduğu zaman bunları bu meselenin üzerinden yormak kolaydır” dedi. Eski bürokratların konuşmasına ise tepki gösteren Soylu “Korkut Eken gibi tiplerin geçmiş yaptıkları görevlerden dolayı, Mehmet Eymür gibi tiplerin bugün Türkiye’de söz söyleyebiliyor olmalarının devlet adabıyla uyuşmadığına inanan insanlardan bir tanesiyim” ifadesini kullandı.

“Biraz sabrettik, sonra aldık korumasını”

Soylu, Peker’in video serisi için ‘operasyon’ nitelemesi yaparken, Peker’e koruma polisi verilmesinin ise DHKP-C’nin uydurma tehdidiyle olduğunu, bunun bir sektör olduğunu söyledi. Soylu, koruma polisiyle Peker’in takip edildiğini de belirtirken, “İstihbarat başkanı dedi ki, bir operasyondayız, biraz sabredin ne olursunuz. Operasyon da ne? Biz bunları dinliyoruz, bir iş üstündeler, ne olursunuz biraz sabredin. Netice itibariyle biraz sabrettik, sonra aldık korumasını” dedi.

2003 yılında Sedat Peker’in bir kadına tecavüz ettiğini ve dosyanın kapatıldığını da söyleyen Soylu, “Bir genç kıza tecavüz eden adamın önünü nasıl açabilirim ya?” ifadesini kullandı. Peker’i hayatında bir kere gördüğünü, hiçbir irtibatının olmadığını söyleyen Soylu, “Uzaktan bir cenazede gördüm, çirkin bir şekilde gördüm, koskoca arabalar, 50-60 tane adam. Aman Allah’ım bu nasıl bir şey dedim. Onun dışında hayatım boyunca hiçbir hadisatım söz konusu değildir” açıklamasında bulundu.

Soylu’dan Özışık’a: Memleketi de sattın bizi de sattın

Soylu, Hadi Özışık ve Süleyman Özışık kardeşlere de değinirken, “İnternethaber’in kurulmasında benim etkim oldu, yardım ettim. Yardım ettiğim, destek olduğum insanlardan bir şey istemiş değilim. 13’ünde ilk veya ikinci videosunda Hadi Özışık’la ilgili söz söylediği andan itibaren kimyam alt üst oldu. Hadi Özışık’a telefon açtım, memleketi de sattın bizi de sattın dedim. Ben böyle söyleyince bana attığı mesaj şu: ‘Seni Sedat Peker’e sattım öyle mi? Ben dostlarımı satmam. Seninle ilgili bin tane iftira atan adama benimle ilgili bölümüne inandın ve beni sattın dedin. Ben bu adamla ilgili seninle hiç konuşmadığım halde seni satmış oldum öyle mi?'” şeklinde konuştu.

Peker’in ayda 10 bin dolar gönderdiği iddia edilen siyasetçinin ismini ise açıklamayan Soylu, “Bunu savcıya gideceğim ve söyleyeceğim” dedi.

“Benden önceki içişleri bakanının oğlunun evinden para sayma makinesi çıktı”

Soylu, 2017 yılında oğlunun arabasının arandığı iddiasına ilişkin de “Başınıza bir iftira gelirse ne yapacaksınız? Oğlumun arabası durdurulmadı. Benden önceki içişleri bakanının oğlunun evinden para sayma makinesi çıktı. Burada çocuklarımızı hadım ettik, aman bir şeye karışmayın, bir şeyin içinde bulunmayın, dikkat edin, işinizi yapın” ifadesini kullandı.

‘İstifa’ sorusuna Soylu’dan yanıt: Hiç düşünmedim!

Kutlu Adalı cinayetine ilişkin Peker’in söylediklerinin araştırılacağını söyleyen Soylu, “Peker’in kardeşi silah sebebiyle alındı ama Kutlu Adalı sebebiyle alınmalıydı. KOM’a sırf bu yüzden yazı yazdırdım bugün. İçişleri Bakanı olarak benim görevim önleyiciliktir” ifadesini kullandı. Soylu, “Terörle mücadelede bu başarının altında gayri hukuki, beyaz toros, faili meçhul cinayetler varsa, getirin boş kağıtlar getirin istifa edeyim” açıklamasında bulundu.

Soylu, istifa edip etmeyeceğine ilişkin soruya ise “Hiş düşünmedim” yanıtını verdi. Soylu, “Ben Türkiye’de en çok istifası istenen adamlardan biriyim. Parlamenter sistemde de hakkında en çok gensoru verilen adamım. Ne olursunuz, elinizi vicdanınıza koyun, bir deli bir kuyuya taş atmış, diyorsunuz ki İçişleri Bakanı’nı çıkaralım” dedi.

“Milyonlarca insan çocuk pornosu da izliyor”

AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım‘ın oğlu Erman Yıldırım hakkındaki uyuşturucu ticareti iddialarına da değinen Soylu, “Bu ateşi yakmayın ya. Yapmayın, rica ediyorum. Milyonlarca insan çocuk pornosu da izliyor, Allah’ınızı severseniz yapmayın. Milyonlarca insan sapık işler de izliyor. Biz aklı başında insanlarız. Dünyanın en iğrenç yalanlarını ortaya koyup, bunu siyasetin ana malzemesi haline getirip, bir tarafına koymak ve bu videoları izletmek, esas itibariyle bir operasyondur” şeklinde konuştu.

“ByLock konuşmalarında nelerin geçtiğini biliyoruz”

Peker’e yönelik ‘ucuz, meczup, yalan makinesi’ diyen Soylu “Bu suç örgütü lideri Türkiye Cumhuriyeti devletinden özür dileyecek, adalete teslim olacak, kuzu kuzu cezaevine girecek, cezasını çekecek. Çıktığında etrafındaki şebeleklerle iletişim kurmayacak. Bu, yakayı kurtaramayacak. ByLock konuşmalarında nelerin geçtiğini, onun için nelerin ifade edildiğini tek tek biliyoruz. Bir yalan makinesiyle karşı karşıyayız. Hukuk mu, demokrasi mi üstün, yoksa yıllardan beri Türkiye’yi derin bir yapıya teslim etmeyi odaklamış dış güçler, yani Amerika dahil olmak üzere, onlar mı üstün bunu göreceğiz” ifadesini kullandı.

Soylu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Çocukluğumdan itibaren siyasetin içerisindeyim. Birçok salanda demokrasi mücadelesi gerçekleştirdik. 80 darbesini 11 yaşlarındaydım ama gördüm. 80 darbesinin öncesini de gördüm. Babam Adalet Partisi’nde siyasetçiydi. Bordum katımıza bomba konulup konulmadığını kontrol ederek çıkardık. Şimdi ilkokul, ortaokul, lise, hatta bazen 80 öncesi babamla beraber Adalet Partisi’nin geceleri olurdu, dönerken gece karanlığında bazıları köşede kenarda bir yere konuşlanmışsa seçici gözle bakarlardı. 80 öncesi okuldan döndüğümde sokağımızın girişinde önümüzde bir kişiyi taradıklarını, öldüğünü gördük. Ondan sonra gençlik kolları, ilçe başkanlığı, ilk başkanlığı, genel başkanlık… Siyaset ve demokrasi bize şunu öğretti, tam da Yunus’un ifade ettiği gibi, ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün. Çünkü siyaset ve demokrasi, insanların sizi kendiniz için değil, sizi kendileri için yönetmeniz konusunda, size verdikleri vekalet konusunda esas itibariyle önemli bir hak veriyor. Biz her şeye cevap vermekle mükellefiz. Her mesleğin kendine ait bir etiği olduğu gibi siyasetin de gazeteciliğin de kendi ait bir ahlakı vardı. Kamplara prim kazandırmadan, bizim sorumluluğumuz… Bizim neslimiz çok çekmiş bir nesil. Her şeyi gördük. Darbeler gördük, yüzde 8 binlik gecelik faizler gördük, Amerika’dan parmak sallamalar gördük, her şeyi gördük. Bizim neslimizin bizden sonraki nesillere bir borcu var, artık hiçbir şeyi, ne yaşadıklarımızı onlara aksettirmeden gelecek nesillerimize huzurlu bir Türkiye bırakabilmek. Bu akşam bütün samimiyetimle cevap vermeye çalışacağım.

“Bu olaylar başlayınca şunu söyleyebilirdim, yani bir organize suçlusunun yıllarca Türkiye’de herkesin bildiği, tanıdığı ve hayatının nereden geldiği belli olan birisinin bu iddialarının ve iftiralarının hepsi saçmadır, hiç muhatap değiliz, bunu doğru bulmuyoruz deyip bu meselede kenarda durabilirdim. Birinci ve ikinci videoda şahsımla alakalı bir şey yok. Hepimiz eski Türkiye’yi biliyoruz, bugün karşı karşıya kaldığımız süreçleri de biliyoruz. Siyasal tasarım, kötü plan, kirli plan. Şöyle bir şey görmedik, bir delinin bir her türlü sapkınlığın içerisinde olan kişinin söylediği ipe sapa gelmez şeyler olarak görmedim. İçişleri Bakanıyım, istihbaratımızda binlerce elemanımız var, nasıl mücadele ettiğimizi biliyorum. Bazen 9 terörist getiriyorlar, bazen en büyük uyuşturucu kaçakçılığını o elemanlar sayesinde öğreniyoruz. Şimdi baktım ki bir eleman bir speakerlık yapıyor, bir sözcülük ortaya koyuyor. İddiaları ve iftiraları tamamen boş olsa da devleti hedef alıyor, Türkiye’ye kendi adına bir vesayet ortaya koymaya çalışıyor, neredeyse herkese ipiniz elimizde diyor ve bir sessizlik hali. Bilmiyorum tam tarif edebildim mi.

“Terörle mücadele etmişiz, terör ekonomisine ciddi darbe vurmuşuz. Uyuşturucuyla ilgili mücadele ediyoruz, etmişiz, şu anda elde ettiğimiz sonuç itibariyle de önemli sonuç elde etmişiz. FETÖ’yle mücadele etmişiz, DEAŞ yanı başımızda. Türkiye bütün bunlarla mücadele ederken birileri Türkiye’nin sahayı temizlemesinden ürkerek bir hamleye giriyorlar. Yıl 2015, ben AK Parti Genel Başkan Yardımcısıyım. Başbakan Ahmet Davutoğlu. 7 Haziran’dan önce yapılan bir MYK toplantısında “Biz HDP ile anayasa yapabiliriz” gibi bir cümle çıktı ağzından, hepimiz böyle baktım. Seçim geçti, AK Parti çoğunluğu elde edemedi. Ya CHP ile, ya diğer siyasi partiler ile bir araya gelecek yapacak. Bugünkü gibi hatırlıyorum, ilk MKYK toplantısında bugün DEVA Partisi’nin başkanı Ali Babacan o gün şunu söyledi: Hiç bu işlere bakmamalıyız, ekonomiyi ayakta tutmalıyız. Dedim ki bizim sorumluluğumuz bugün bu değil, sorumluluğumuz demokrasiyi ayakta tutmak ve hükümeti kimin çabalarına ait kurabileceğimizi gerçekleştirmek. Dedim bu seçim tamamlanmamıştır, kampanya devam etmektedir. Kasımda da seçim oldu. Sayın Davutoğlu ve ekibi, CHP ile AK Parti’nin iktidarı için canhıraş bir mücadele yaptılar. Biz bir kısım arkadaşlarımız bunun doğru olmayacağınız, bunun Türk siyasetinin doğasına da aykırı olduğu, bunun Türkiye’yi başka bir tarafa getirebileceğini ortaya koyduk. Bir taraftan HDP ile anayasa yapabilme kabiliyetini ortaya koyan bir isim, bir taraftan CHP ile iktidar kurabileceğini düşünen bir isim. Dert ne? Dert Recep Tayyip Erdoğan. Tartışmalar o kadar çok şiddetli oluyordu ki, bir ara Sayın Davutoğlu tam anlamıyla dengesi kayboldu, ‘Hepinizin odalarında neler konuştuğunu dinletiyorum ve biliyorum’ dedi. (MKYK üyeleri) Daha sonra başka dedikodular da ortaya çıktı. Bunu niçin ifade ettim, ilgili arkadaşlarımız bilirler. Sonra Sayın Cumhurbaşkanımızla külliyede birlikte olduk. Dedim ki CHP ile bir iktidar hazırlığı söz konusu, genel gidişat bu. Rahmetli Erbakan, 1974’te yaptı, üstünden darbe geçti, 20 yıl geçti, yarım yamalak da olsa Refah-Yol iktidarı anca geldi, o da ne kadar durdu. Türk siyasetinin doğası buna uygun değil. Halk ve vatandaş iki taraf da birbirini denetlesin diye, birbirini takip etsin diye değil, tam tersine birbirlerini kontrol etsinler diye 1800’lü yılların sonundan itibaren bir siyasal sistem kurmuş. Vatandaşın kendi değerleriyle ilgili oluşmuş doğal bir serüven. Bu serüven ne zamna bozulmuşsa bir sıkıntı meydana gelmiş. Ben bunu anlattıktan sonra yanlış olacağını düşünüyorum dedim, Sayın Cumhurbaşkanımız haklısın dedi.

“Bu mücadele hep devam etti. Devam etti ama başka bir şey daha oldu. Yine Ahmet Davutoğlu’nun etkili olduğu think tank kuruluşlarından birine Mithat Sancar geldi. Çok şey söyledi: 1- Apo içerden çıkacak, 2- Kuzey Suriye’de bir devlet kurulacak, başına geçecek, 3- Türkiye’de özerk bir anayasa yapılacak, 4 aklıma gelince söyleyeceğim. Yani sonra biz bütün bunları yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın külliyeye nasıl sıkıştırılmak istendiğini gördük. Sonra hakikaten bu meselelerin hangi siyasal sonuçlar doğurduğunu da bütün Türkiye gördü. Ben teşkilat başkanıydım, çalıştım da Sayın Davutoğlu’yla. Hatta o dönem de çok iyi olmadığımız süreçler yaşadık. Biz 4-5 arkadaş, 6-7 arkadaş bir araya geldik, dedik ki bu mesele tehlikeli bir noktaya gidiyor. Bu tehlikeli bir noktaya giderse dönüşü olmayacak. Bir Recep Tayyip Erdoğan varlığı var, 14-15 yıllık, Türkiye’de yaptıkları var, bir de dışarının eliyle onun sıkıştırılmaya çalışıldığı, tasfiye edilmeye çalışılması var. Burada ortaya çıkan süreç tam anlamıyla arkadaşlarımıza mücadele başlattık ve 3-4 arkadaşımız, büyüklerimiz vardı. İsimlerini vermeyeyim. Sayın Davutoğlu’nu partinin içerisinde partinin genel kuruluş kodlarını, yürüyüşünü, vizyonunu, sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuna uygun hareket etmediği kanaatini bir vesileyle gördük. Bir MKYK öncesinde imzalar toplandı. Benim de dahilim var, arkadaşlarımızın da var. Netice itibariyle biz zihninde olan HDP, Kuzey Suriye veya Apo veya başka bir şey meselesini kendi siyasal anlayışımızdan uzaklaştırmış oldu. Yıl 2015 ve 2016. Sonra Binali Bey genel başkan oldu. Bugün 1, Kuzey Suriye’de bir devlet kurulmaya çalışılıyor, Suriye’nin içerisinde Amerika’nın üsleri 6’dan 14’e çıktı. Bir taraf bütün bunları gerçekleştirirken, Türkiye’ye karşı bir ekonomik saldırı var, Türkiye daralsın, ekonomik olarak küçülsün, hareket kabiliyeti olmasın, Suriye Lübnan gibi ülkelerin konumuna düşsün ve biz her şeyi yapma kabiliyetine sahip olalım. 17-25, 6-7 Ekim, 15 Temmuz, bütün süreçler içerisinde Türkiye bir operasyona tabi tutuluyor. Dikkat ederseniz o gün de 10 bin dolardaydık, bugün de 10 bin dolardayız. O gün faiz 4’tü, bugün 20 seviyesinde. Burada Türkiye’nin üzerine getirilmeye çalışılan tam da budur. Bir operasyondur. Hedef Türkiye.

“Türkiye bugün siyasal istikrarı nasıl sağlıyor? Milliyetçi Hareket Partisi’yle AK Parti’nin işbirliğiyle. Tartışılmayacak bir siyasi üstünlük var, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi var ve Türkiye’de siyasal istikrarsızlık yok. Terörden bir şey yapılabiliyor mu? Unuttuk terör olaylarını. Her gün bir bombanın patladığı, her gün insanların… İstanbul’da kapanmayı göze alan alışveriş merkezleri vardı. Türkiye dönem dönem böyle saldırılar altında kalmıştır. Özne ben değilim. Ben olaya şahsi olarak soruyorsanız, olaya tamamen fotoğrafını görüp, eski Türkiye’nin sol kalıntılarını süpürmeye geldiği andan itibaren devreye girdiler.

“Özel harp dairesi ne zaman kuruldu Türkiye’de? Parasını kim verdi? Bunu kim söyledi? Rahmetli Ecevit, böyleymiş sonra öğrendim dedi. Bugünün işi mi? Erhan Tuncel’le Sedat Peker’i kim bir araya getirdi? Hrant Dink cinayetinin azmettiricilerinden biri olarak görünmüyor mu? Hangi sistem emanet eder?

“Bu kadar cürümün içerisinde olan bir kişi tecavüz etmiş bir kız, karakola gidip teşhis ediyor, o dosya kapanıyor. (Peker için) İddianın sahibi değilim, belge var. Tecavüzden dolayı karakola götürülüyor (Peker), orada her şey kapanıyor.

“AK Parti, siyasi hayatı içerisinde siz de ben de çok iyi biliyoruz, 2002’ye kadar eğer varsa 2002’deki notları, çok açık bir şekilde gösterebilirse arkadaşlar, gazete manşetlerinde şöyle bir şey var, Türkiye’yi mafya teslim aldı. 22.10.2002. AK Parti’nin Türkiye’ye sağladığı en önemli meselelerden birisidir. Türkiye’deki herkes bilir. AK Parti Türkiye’de ilk kez ekonomiyi sıçratmadan, bir takım hamleleri yapmadan mafyayı bitirdi.

“Özne seçilmemin sebebi şu: 1- Ben hükümetin bir üyesiyim. AK Parti’nin yöneticiliğini de yaptım. 3- Yalın kılıç mücadelemize devam ediyoruz, terörle mücadelemize devam ediyoruz yani. 15 Temmuz’da Türkiye’deki terörist sayısı 2800-3000 arasıydı, şu anda 260. Türkiye’de 15 Temmuz civarında 5500 kişi katılıyordu terör örgütüne, bugün itibariyle 12 kişi. Katılmıyor demektir. Türkiye’de organize suç örgütleri açısından, ben Ankara’dan geliyorum, 355 organize suç çetesini çökerttik. Eğer buna siz yalan derseniz, ben her şeyi kabul edeceğim. Okulların önünde uyuşturucu çeteleri çocuklarımıza uyuşturucu satıyorlardı. Bonzai içen çocuklar zombi gibi her tarafta duruyorlardı. Bana bunun 3 tane örneğini göstersinler. Bu başarı mı? Bana göre başarı. Bu topyekün bir başarı. Organize suç, çete, bir de terörle mücadele yapıyor muyuz? Eğer Türkiye’nin içinde istikrarsızlık sağlayamayacaklarsa, hükümetin politikaları ve İçişleri Bakanlığı’nın müktesebatı… Benim İçişleri Bakanlığı’nı teslim aldığımda 21 bin üst rütbeliden 6500-7000 arası kalmıştı. Kaymakamların 3’te 1’i gitmişti. Türkiye’de bu operasyonları yürüten, Doğu ve Güneydoğu’da insanları rahat rahat dışarı çıkaran bir nalayış olacak. Bu operasyonu Türkiye’nin üzerine gelen bir operasyon olarak gördüm.

“Gerek organize suç örgütlerinin mensupları, gerek liderleri, gerekse bu konuda iktidarı ve siyaseti istismar etmek isteyenler yanaşırlar, kendi meşruiyet alanlarını oluşturmaya çalışırlar, iş alemiyle oluşturmaya çalışırlar, siyasi partilerle oluşturmaya çalışırlar. Amaçları nedir? Korumaya mı ihtiyacı var Sedat Peker’in? Amacı ne? Tam da sizin bahsettiğiniz, acaba AK Parti’nin lehine midir aleyhinde midir? Ben akademisyenlerim kanında banyo yapacağım. Lehine midir aleyhinde midir? Ortalama bir akıl bunun aleyhinde olduğunu bilir. Biraz önce söylediğiniz her biri AK Parti’yi ya da diğer partiler… CHP’li vekilin attığı tweeti sen de biliyorsun ben de biliyorum. Bütün bunların tamamı organize suç mensuplarının bir takım zaafiyetlerden istifade ederek meşruiyet sağlamaktır. Rize’deki toplantısına suç duyurusunda bulunulmuştur.

“16 Ocak 2015. HDKP-C’nin Sedat Peker’e tehdit kurgusu. 26 Ocak 2015, öyle bir kurgu var ama koruma istemiyorum diyor. 30 Ocak’ta komisyon reddediyor. 6 gün sonra koruma istiyor, 2 ay sonra komisyon toplanıyor ve kendisine koruma veriyorlar. Esas iş bundan sonra. İstanbul Emniyet Müdürü sanıyorum Selami Altınok. Şimdi şu adamı, Nurettin Demir, milletimizin bunları bilmesi lazım. Biz nelerle uğraşıyoruz. Demir Kadıköy eski İlçe Emniyet Müdürü, 94-98 arası irtibatta bulunduğu en önemli adam Sedat Peker. Kardeşi Nurten Demir DHKP-C’den öldürüldü, kardeşi Nuran Demir eylemlerde. Sanal bir tehditle, kurgu bir tehditle… İstanbul’da her verilen korumanın kime verildiğini bu dönemde de bilemeyebilirim. Yakın koruma, tehditlere yönelik korumalar, il emniyet müdürlükleri belirler. Bizim yaklaşık 15 bin korumamız vardı, benim dönemimde 5 binde düştü. Bunun yüzde 40’ı da hakimler ve savcılardır. Nurettin Demir 93-99 DHKP-C. 2015’te Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Nurettin Demir kardeşinden kalan mirasla bir kurgu üretir. Derler ki, şu şu sebeplerden dolayı DHKP-C’nin tehdidi var. Sonra bu kişi ne olmuş? FETÖ’den ceza yemiş. DHKP-C, mafya, Kadıköy’de herkes bilir ki bir kişi aleyhinde bir şey söylesin, Sedat Peker’in cipini kullanır. Ben Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü’nü görevden aldım, bir sonrakini, sorumluluk bana mı ait onun. 27 yıldır aynı telefon numarasını kullanıyorum. Bataklık operasyonunun ilk ihbarı şahsıma geldi. İstihbarat, terör, bütün arkadaşlar bilirler ki benim ihbar ağım geniştir. Kadıköy Emniyet Müdürü masaj salonları gibi yerlere gittiği geldi, Sultanbeyli Emniyet Müdürü’nün para taşıma işi bana geldi. CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun korumalarını aldık, tehdit yoktu. Tehdit olmayan birisine, bu konuda herhangi bir rapor yok, korumanız olması gerekir mi? Dedim kaldırın kardeşim. Burada bunu takip eden, bu konuda hedef gösterildiği zaman konuya müdahale eden devletin kurumları var. Korumasını aldım, 15 gün sonra DHKP-C tehdit etti Kaftancıoğlu’nu. Niye tehdit etsin? Bir sektör oluşmuş diyorum. Bu sektör Sedat Peker’de de istenildiği yerde olan bir şey. 2017’de Özgür Taşdemir, bütün sistematiği, iki yerde kumarhanesi var, bunlara DHKP-C baskını sebebiyle bu tehdidi yenilediler. Netice itibariyle bu tehditle beraber bunu sağlayabilecek imkanı oluşturdular. Ben bunu 2018’in ortalarından sonra öğrendim. Sedat Peker’in bir polis koruması olduğunu. Mesela HDP’nin Eş Başkanı Pervin Buldan’a korumayı ben verdim. Bir provokasyonla karşı karşıya kalmamak için. Sezai Temelli’ye de korumayı ben verdim. Öğrendiğimde ne oldu? Başından ben bu korumayı verir miydim? Vermem. İstihbarat başkanı dedi ki, bir operasyondayız, biraz sabredin ne olursunuz. Operasyon da ne? Biz bunları dinliyoruz, bir iş üstündeler, ne olursunuz biraz sabredin. Netice itibariyle biraz sabrettik, sonra aldık korumasını. Özel korumalarda yurt dışına gidildiğinde devlet sağlar, bu tip yakın korumalarda kendisi izin alarak gider. Koruma yurt dışına çıkmak için izin alır ama kendi ilinden izin alır. Mesela Diyanet İşleri Başkanımız gidiyorsa bu devlet tarafından karşılanan bir işle gider. Devlet bana şunu söyledi, biraz daha bunun takip edilmesi gerekir, alırsak başka bir şey anlaşılır. Orada koruma üzerinden bir takip, aynı zamanda biz aynı zamanda durum değişikliği yaparsak başka bir şey düşünmeye başlayacaktı. Yurt dışına çıktığında koruması yanında değildi. Kimin burada bir istismarı varsa, bir imtiyazı, bir kurgusu, bunun hesabı da sorulacak.

“(Metin Külünk hakkındaki iddialar) Bu konuyla ilgili herhangi bir bilgim yok. Organize suç örgütü mensupları her yere sızıp veya hırsızlar, benim adımı kullanan en az 30 kişi hapse girdi. Hakkaten bazıları tanıyor, istismar etmek isteyen kimse yok mu sizin isimlerinizi? Organize suç örgütleri kendilerini devlete yanaşık göstermeye çalışır. Bu adam, Rize’de bir adam öldürülüyor, öldüren bunlar, ya bayramda mahkeme toplanıyor, olay ortadan kalkıyor. 1998, 99, 2000. Eğer ben bunları söylemezsem, ifade etmezsem sorumlu hissederim kendimi. ‘AK Parti örgütleriyle Sedat Peker arasında bir ilişki var’ demeyi kabul etmem. İpe sapa gelmez iddiaları doğru kabul edersek İçişleri Bakanı’nı da yargılarız, bu ülkenin bütün yöneticilerini de yargılarız.

“Ben Doğru Yol Partisi’nde siyaset yaptım. Binlerce insanla diyaloğum oldu. İlçe başkanlığı yaptım. 5 yıl Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı yaptım. Arkamda bir tek kara leke söyleyen biri olsun, namusum üzerine yemin ediyorum ki insan yüzüne çıkmayacağım. Çocuğumun, çocuğumun, ailemin geçinmesine, 3 arkadaşım şirket kurduk, o tarihten beri bu ülkeye fatura keserim. Herkes işyerimin nerede olduğunu, hayatımın nasıl… Biz şeffaf olmak zorundayız, olmazsak milletin kılıcını sallayamayız. Erdal Aras partinin bir kişisi, orada binlerce insan biz kazanınca yanımızda zaten. Bir kişi birisiyle bir ilişki kurdu diye, onun tamamını o günkü partiye teşmil etmek kadar zavallılık ve zayıflık var mı? Benim finansımı herkes sağladı… Benim bir cipim vardı, şirketimin. O şirketin başına çok iş gelmiş bir şirkettir. Bu şirketimin KIA cip diye bir arabası vardı, onunla Anadolu’yu gezdik. Kim bizi almayacak ki? Bunların hepsi uydurulmuş, dönemle beraber ilintilenmeye çalışılan hikâyeler.

“Bu insanlarla ilgili takibatları yaptıran benim. Merdan Bey ben kimseyi hukukun dışına çıkartıyor muyum, çıkartmıyor muyum? Ben hem hukukun sahibi, hem mafyanın takipçisi, hem terörün takipçisi… Hukuk var. Hukuk, AK Parti adına konuşmuyor. Anama sövdüler, itirazımı dile getirdim. Eşime hakaret ettiler, önünüze koysam kimyanız bozulur eve gidemezsiniz. Adamı bir kapıdan koydular dışarı çıktılar.

“(Peker’in kardeşi) Ruhsatsız silah nedeniyle alındı, tam da Kutlu Adalı cinayeti nedeniyle alınmalı. Ben niye iddiaları ciddiye almayayım? Peker’in kardeşi silah sebebiyle alındı ama Kutlu Adalı sebebiyle alınmalıydı. KOM’a sırf bu yüzden yazı yazdırdım bugün. İçişleri Bakanı olarak benim görevim önleyiciliktir. Meseleyi gördüğüm an meseleye müdahale etmektir görevim.

“En ufak bir şey varsa, eğer açık duruyorsa bu bizim namus meselemizdir. Kıbrıs içinde kim yaptıysa bedelini ödemekle mükelleftir. Bizim dönemimizde bir Hablemitoğlu, onun dışında bir tane faili meçhul cinayet var mı? Biz terörle mücadele ediyoruz değil mi? 4,5 yıldır bakanlık yapıyorum ben, iç güvenlikle ilgili terörle mücadele meselesi kime ait? Ne olursunuz söyleyin, eğer böyle bir şey varsa, bakın ben boş kağıda imza atmaya hazırım, terörle mücadelede bu başarının altında gayri hukuki, beyaz toros, faili meçhul cinayetler varsa, getirin boş kağıtlar getirin istifa edeyim.

“Ben Uluslararası Af Örgütü’nün muhatabıyız. Biz acayip de mücadeleler yaptık. Özellikle FETÖ’nün, salonda şey yapılan fotoğrafları vardı ya, bu insanlığa aykırıdır falan. Burada biz bu Af Örgütü’yle ilgili her seferinde karşı karşıya geliriz. Her seferinde onlar Türkiye’de gideceği yerleri söylerler. Göndeririz, her yeri ziyaret ederler. 4,5 yıldır işkence ile ilgili en ufak bir şey önümüze koymadılar. Sistematik işkence ile ilgili önümüze bir şey koymadılar. İnsan hakları derneklerinin hepsi siyasal gözlükle bakarlar. Türkiye’de işkenceyle ilgili tespit yok. Kötü muameyle ilgili tespit vardı. O da nerede biliyor musun? Uyuşturucu satıcılarından. Uyuşturucu satıcısına kötü muamele yapıyorsun diyor.

“Sayın Ağar meselesine gelelim. Sayın Çiller’in aslında desteklediğini söylediği ilçe başkanına karşı kongreyle kazandım. 32 mahalle kongresinin 31’ine girdim, 1’ini kaybettim, 1’inde kavga çıktı, diğer 30’unu kazandık. İlçe başkanı seçildik. Sayın Ağar da zannediyorum milletvekiliydi. Sayın Çiller ile Ağar’ın karşı karşıya kaldığı pozisyon hemen hemen o dönemde başladı. Akşener’e sadece şunu söylüyorum, benimle ilgili geçmişimi ve tarihimi biliyor, bir tek karanlık, mafya, bir tek şey söylesin, bir tek, hayatımdan vazgeçerim. Her gün için geçerli. Benim bir tek gayri kanuni bir işle ilişkim olduğunu bırakın ispat etmeyi, ortaya koysunlar, ben hayatımdan vazgeçerim.

“Biz İlhan Kesici’yle birlikte Mehmet Ağar’a karşı bir pozisyon aldık, bunu herkes biliyor. Salona bir sürü insan girdik, çıkarken iki kişi çıktık. Genel olarak herkes bizi bıraktı. Seçim öncesi Sayın Çiller’le karşı karşıya kalmama rağmen, Sayın Çiller’i o dönemde de terk etmedim, salona birkaç arkadaşımız soktuk ve çıkardık. 2002’den 2007’ye kadar Sayın Ağar’a ben muhalefet ettim. Nevzat Bey şimdi milletvekili. Ben bir devlet bürokratının, bir sivil siyasi partide aktif bir pozisyonda yer almasına siyasi olarak karşıyım. Ben sivil siyasetin tarafındayım. Bu mücadeleyi bunun için gerçekleştirdik. Ahmet Davutoğlu’nun bir devlet bürokratını istifa ettirip ben milletvekili yapacağım dediğinde de karşıydım. Korkut Eken gibi tiplerin geçmiş yaptıkları görevlerden dolayı, Mehmet Eymür gibi tiplerin bugün Türkiye’de söz söyleyebiliyor olmalarının devlet adabıyla uyuşmadığına inanan insanlardan bir tanesiyim. İçişleri Bakanlığı’nı yaptım, bitti, bu benimle mezara kadar gidecek bir hadisedir. Ben hukukun dışında bir iş yaptıysam, devletin yapması gereken peşime takılmaktır. Eski ağabeylerimizin bizi bir şeyin önüne atıp savcıların göreve gelmesi lazım demelerini kabul etmiyorum.

“Sayın Ağar’ın bir marinada görev alması doğru mu, ben olsam 48 saat içinde bırakırım. İçişleri Bakanı olarak söylüyorum. Bu tip insanlar bir yerde bulunduğu zaman bunları bu meselenin üzerinden yormak kolaydır. Benim bir sigorta şirketim var. Benim hayatta sevdiğim işlerden bir tanesi. Küçük bir odam var. O yazıcının sigorta poliçesini kesmesi hoşuma gider. Çoluk çocuğumla namusumla para kazanıyorum.

“MİT Müsteşar Yarımcılığı yapan insanların konuşmalarının devlet adabına aykırı olduğunu söylüyorum. Devlette bir dönem hizmet eden insanların organize suç örgütlerinde iş takibi yapmalarının yanlış olduğunu söylüyorum, ben de müsaade etmiyorum zaten, bu kadar basit. Hukuk bana ne diyorsa hukukun gereğini yerine getirmekle mükellefim.

“2018 ve 2019’da bizim yakaladığımız uluslararası organize suç şebekesi liderleri var. Birisi Jovan Vukotic. Balkanların en büyük suç örgütü lideri bu. Antalya’da yakaladık, ilgili ülke geldi, emniyet bakan yardımcısıyla gönderdik, kafasına çuval geçirmek zorunda kaldık. Ötekisi Nadir Salifov, Azerbaycanlı, Rusya’da 20 yıl hapis yapmış, Türkiye’yi kendine mesken edinmek istiyor. Bu kişiyle ilgili takibi ortaya koyduk, yakaladık, mahkemeye çıkardık. Mahkeme dedi ki cezasını yattı, geri gönderme merkezine aldık, avukatı gitti 2 saatte çıkaracaksınız ve yurt dışına göndermeyeceksiniz diye… Mahkemenin o kararını uygularmış gibi yaptım, göç idaresinden çıkardım, tekrar göç idaresine aldım. 2-2,5 ay sonra Azerbaycan’a iade ettik. Takip ettik gelecek diye, sonrasında her tarafında takip ettik, Yunanistan pasaportuyla Kıbrıs’a, oradan Antalya’ya, orada öldürüldü.

“Ben bir kere siyasetçi dedim, partisini söylemedim. İçişleri Bakanı’yım, bunun biraz daha ötesi daha var, ben işin bir parçasını söylüyorum. Yargı beni çağıracak, ben şunları söyleyeceğim: Bu suç örgütü lideri dosyasını Bursa’daki şu olayda siz hazırladınız, bunun 9+9 18 kişinin 9’u tutuklandı. Tutuklandıktan sonra bu suç örgütünün bu dosyası niçin ayrıldı ve siz niçin yakalama çıkarmadınız. Gittikten 3 gün sonra suç örgütü elebaşısı, emniyetten dosya fezlekeyle beraber adliyeye gitti, adliyeden 3 gün sonra yurt dışına çıktı. O tarihten, bundan 3 ay öncesine kadar, İstanbul Emniyet Müdürü bana sorduğunda gereğini yerine getireceğiz dedim. O tarihten sonra işlem niçin yapılmadı? Bunun sorumlusu ben değilim. Ben sadece bu meselenin nasıl olduğunun hukuki izahatını isteyeceğim. Ben kimsenin ihmalidir demiyorum. Bu dosyanın, İstanbul dosyasıyla ilgili en ufak bir bilgim yok, tam da bu bir operasyon. Siz bir sapkının sözünü, Süleyman Soylu benim dönüş biletim diyorsunuz, bunu ortaya çıkaracak bir tane karine Allah aşkına, böyle bir şey yok. Hadi Özışık’ı 30 yıldır tanırım, çıksın söylesin. Bir insanın işsiz kalması kötü bir şey, danışman olarak aldım, iyi de iş yaptı. İnternethaber’in kurulmasında da benim etkim oldu, yardım ettim. Destek ettiğim insandan bir şey isteyen namussuzdur, namerttir. Yardım ettiğim, destek olduğum insanlardan bir şey istemiş değilim.

“13’ünde ilk veya ikinci videosunda Hadi Özışık’la ilgili söz söylediği andan itibaren kimyam alt üst oldu. Böyle bir ilişki kurabildiğini… 6 ay önce beni aramış, bu adam benimle YouTube programı yapmak istiyor. Zinhar dedim, bu kesinlikle yanlış, işine bak dedim. Şunu buradan söyleyeceğim. Hadi Özışık’a telefon açtım, memleketi de sattın bizi de sattın dedim. Mübariz Mansimov’la ilgili haber yapmış, aradım telefonla, yanlış işler yapıyorsun, yanlış adımlar atıyorsun, hükümeti suçluyorsun, bunlar sana yakışmaz. Ben böyle söyleyince bana attığı mesaj şu, “seni Sedat Peker’e sattım öyle mi? Ben dostlarımı satmam. Seninle ilgili bin tane iftira atan adama benimle ilgili bölümüne inandın ve beni sattın dedin. Ben bu adamla ilgili seninle hiç konuşmadığım halde seni satmış oldum öyle mi?  Bir genç kıza tecavüz eden adamın önünü nasıl açabilirim ya?

“Kırmızı bültenle ilgili şikayet ettik. Thodex’le ilgili 2,5 saatte çıkardık biliyorsunuz. Peker’le ilgili müracaat ettik, difizyon denilen bir bölüme aldılar, FETÖ’cülere de böyle yaparlar. Biz FETÖ’cüleri kırmızı bültenle arayamıyoruz. İlgisizdir deyip geçiyor.

“Bu meselelerin ilk başlarında Sayın Cumhurbaşkanımızla bir değerlendirme yaptık. Beni yalnız bıraktıklarını kesinlikle düşünmüyorum. Sayın Cumhurbaşkanım benim liderimdir, bizim nasıl bir görev yaptığımızı, AK Parti’nin Türkiye’de nasıl bir yer oluşturduğunu, neyi temsil ettiğini bütün bilen millet, bunun nasıl bir operasyon olduğunu, ne konuda neyin murat edildiğini en iyi şekilde bilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız zaten açıklama yaptı, çok da net söyledi.

“(Taha Ün’e) Eşi ve kendisinin yaptığı servisler ahlaklı servisler mi? Ruhsar Pekcan hakkında eşinin yaptığı ahlaklı mıdır, değil midir? (İsmail Saymaz’a) Senden önce o haber Sözcü’den Serpil Yılmaz’ın haberi. Sayın Cumhurbaşkanımız bir düğüne gitmiş, ben o düğünde değilim. Ben de olabilirim o düğünde. Ben bu adamla hayatımın hiçbir yerinde bir araya gelmedim. Uzaktan bir cenazede gördüm, çirkin bir şekilde gördüm, koskoca arabalar, 50-60 tane adam. Aman Allah’ım bu nasıl bir şey dedim. Onun dışında hayatım boyunca hiçbir hadisatım söz konusu değildir.

“Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü bir devlettir. Bunu böyle bir klişe cümle olarak söylüyor değilim. Bütün dünya üzerimize gelirken Doğu Akdeniz’de biz varız, Libya’da biz varız. Karabağ’da, Suriye’de, Kuzey Irak’ta biz varız. Bunların hepsi Türkiye’nin rüyasında görüp inanmayacağı adımlardır. 15 Temmuz’da Amerika’nın bize yaptıklarına rağmen attığımız adımlardır. 

“Bu suç örgütü lideri Türkiye Cumhuriyeti devletinden özür dileyecek, adalete teslim olacak, kuzu kuzu cezaevine girecek, cezasını çekecek. Çıktığında etrafındaki şebeleklerle iletişim kurmayacak. Cezasını çekecek, bu bedeli ödeyecek. Bir taraftan Fethullah Gülen’e methiyeler dizeceksin… Bu yakayı kurtaramayacak. ByLock konuşmalarında nelerin geçtiğini, onun için nelerin ifade edildiğini tek tek biliyoruz. Bir yalan makinesiyle karşı karşıyayız. Ben 24 FG 0202’yi kiraladım diyor. Bu araba kiralık değil, yalan söylüyor. Eşi Özge Peker’in üzerine. Özge Peker bütün mali suç hareketlerini gerçekleştiren unsur. Herkese bir çağrım var, bu suç örgütüyle ilişkide bulunan herkes bunun bedelini ödeyecektir. Kimse bunun aykırısında bir şey düşünmesin. Hukuk mu, demokrasi mi üstün, yoksa yıllardan beri Türkiye’yi derin bir yapıya teslim etmeyi odaklamış dış güçler, yani Amerika dahil olmak üzere, onlar mı üstün bunu göreceğiz.

“Sürdürülebilir dezenformasyon. BBC Türkçe, dezenformasyon kanalıdır ya. Ben Çalışma Bakanlığı yaptım, oradan beri takip ediyorum. Hem ekonomik, hem siyasi. Geçmişten gelen bir müktesebat var. Kimin Türkiye’ye operasyon çektiğini hep beraber biliyoruz.

“Almanya’da, Almanyanın derin devleti güçlüdür, dünyanın en derin devleti güçlü olan yeri. Türkiye uyuşturucu ticaretinden suçlandı. Biz şimdi neyle suçlanıyoruz? Bunun bir operasyon olduğunu biliyorum, bunun sadece ucuz bir eleman tarafından gerçekleştirildiğinin, bunun sistematik bir şekilde sürdürülebilir olduğunu görüyorum. Kendimi niye yalnız hissedeyim. Organize suç örgütleriyle mücadele kimin işi? Kesinlikle yalnız değilim, hiçbir şekilde. Yalnız olup olmadığımı görürsünüz.

“(Ayda 10 bin dolar alan siyasetçi) Bunu savcıya gideceğim ve söyleyeceğim. Siyasetçi.

“Operasyon sadece dışarıda değil, aynı zamanda içeride yürütülüyor. Göreve geldiğin zaman her şeyin sahibi sen değilsin ki. Adam bakanlığa geliyor, meselesini anlamadan gidiyor. Kirli bilgi rotasını görüyor musunuz? FETÖ’cüler bir tarafta, milyonlarca tweet atıyorlar, YouTube kanallarında konuşuyorlar. Kolombiya meselesini bir yıl önce söylediler. Türkiye’ye haksızlık yaptırmam. Bir eleman var kim? Ali Tarakçı. Gazeteci. Sonra Esenyurt, Büyükçekmece, o civarlarda bulunan bir gazeteci. Esas iş şu, bu da benim isyanımdır. 25.09.2017. Süleyman Soylu’nun oğlunun aracı neden durduruldu diyor.

“‘Birkaç gün önce, İstanbul’da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun oğlu yanında korumaları olduğu halde, yunuslar tarafından durdurulur. Ve tam yarım saat arabası aranır. Bakan Soylu devreye girmesine rağmen arama devam eder. İstanbul Emniyet Müdürü, Bakan Soylu’nun telefonlarına çıkmaz. Ve bu aramanın kokuları yakında ortaya çıkar. Bekleyin, 2017 yılının sonuna kadar çok şeye şahitlik edeceğiz.’

“Başınıza bir iftira gelirse ne yapacaksınız? Oğlumun arabası durdurulmadı. Benden önceki içişleri bakanının oğlunun evinden para sayma makinesi çıktı. Burada çocuklarımızı hadım ettik, aman bir şeye karışmayın, bir şeyin içinde bulunmayın, dikkat edin, işinizi yapın. Bize bu şeref yeter, aç kalmayız, açıkta kalmayız. Bunun için kimse çıkıp da, böyle bir şey ayıptır, iftiradır demedi. Benim oğlumun arabasında eroin, para, bilmem ne yakalandı, ben de müdahale edememişim diye.

“Osman ve Hızır Kaptan. Ben eve gittim, dedi ki koruma daire başkanı, Hızır Kaptan’la Osman Kaptan’ın annesi kalp krizi geçirdi, orada geliyorlar. Gelirken bir ormanla ilgil mahkemesi varmış, mahkeme sebebiyle polis durdurmuş, annesinin durumu ağır, ilgilen arkadaşlarla bir konuşabilirsen… Benim bildiğim bu kadar. Dedi ki, birisi geldi, Silivri Emniyet Müdürü intihar etti dedi. İstanbul Emniyet Müdürü’nü aradı, niye intihar etti diye, kem-küm, sonra koruma daire başkanı geldi. 2-3 dakikalık bir görüşme yaptım dedi. Annesi de orada öldü. Emniyet Müdürü, 2-3 dakikalık konuşmalarda ne söylenebilir ya? Söylenecek ‘birisi var bakar mısını’. Bunu dönüp Silivri Emniyet Müdürü’nde Süleyman Soylu baskı yaptı… Bunun için şu an kanun çıkıyor. Kolluğa verelim bu görevi dediler. İntiharın sebebini bilmiyoruz, bu olay hala bitmedi biliyorsunuz. Ben böyle bir şeyi… Bir insanlara can veriyoruz ya. Operasyon şöyle operasyon, Cumhuriyet gazetesinde benim altımdaki biri şunu söyler mi, ‘Biz bu konuda Sayın bakanla ayrı taraflardayız’. Bana birisi bunu izah edebilir mi? Yaptığım işle ilgili ne sorarsanız sorun cevap veremeyeceğim bir şey yoktur.

“Ben Türkiye’de en çok istifası istenen adamlardan biriyim. Parlamenter sistemde de hakkında en çok gensoru verilen adamım. Ne olursunuz, elinizi vicdanınıza koyun, bir deli bir kuyuya taş atmış, diyorsunuz ki İçişleri Bakanı’nı çıkaralım. Çıkar sadece onu değil, şunu da şunu da diyebilir. Çıkar 5 milyon dolar para gönderdim diyebilir. Kim var hayatımın bir noktasında benim?

“CHP ben böyle bir adım atınca bu yetmez diyor. Mehmet Ağar neyle istifa etti. Susurluk. Bugün ne var? Bir meczup… Ben savcılığa başvurdum mu? İki ayrı madde var, bir iddiaların araştırılmasını istiyorum, iddialarda tek ben miyim? Tek ben değilsem, bir sürü insan var değil mi? Hadi Özışık var, Süleyman Özışık var, birçok isim söyleniyor değil mi? Hepsini çağıracaklar, sorgulayacaklar. Ben de gideceğim. Ben de anlatacağım. İftiralara karşı… İkinci bir şey var, diyorsun ki size bağlı kolluk. Kolluk adliyeye geçtikten sonra bana bağlı bir kolluk haline gelmiyor beyefendi, adli kolluk oluyor.

“Geçen seferki meselem apayrı bir meseledir. Geçen seferki meselem toplum sağlığıyla ilgili. Ben açıyorum zaten yargının önünü. Yargının önünü açmışım. İddialar araştırılır, bir noktaya gelinir. O zaman ben kimseyle mücadele etmeyeyim arkadaş, Murat Karayılan bana diyor ki bu adam bizi tahriş ediyor. PKK’nın üst düzey yöneticileri diyor ki Türkiye’nin erken seçime gitmesi lazım. Diyorlar ki bitiyoruz, nefes almamız lazım. Bir taraftan PKK, bir taraftan FETÖ… Benim istifa edebileceğim tek bir dayanak, bir şey bulsanız… Sizle de ilgili iddialar var. Bu size işinizi doğru iddialar olsa, inansanız, mesleğinizi yapar mısınız? Ben organize suç çeteleriyle mücadele edeceğim, onlardan biri diyecek ki şöyle şöyle bir şeyi var, dönüş biletim… Reşat Hacı Fazlıoğlu’nu tanırım, niye tanımam. Ben akrabası olduğunu düşünmüyorum. Bunlar herkesi kendi yakını, akrabası… Burada herkes birbirini tanır. Tanıyıp tanımamak önemli değil, girdiğin ilişki önemli. Bir tek kişi benim organize suç örgütleriyle veya yer altı örgütleriyle bir tek ilişkimi ortaya koysun ya…

“(Erkam Yıldırım iddiaları) Bu ateşi yakmayın ya. Yapmayın, rica ediyorum. Milyonlarca insan çocuk pornosu da izliyor, Allah’ınızı severseniz yapmayın. Milyonlarca insan sapık işler de izliyor. Biz aklı başında insanlarız. Dünyanın en iğrenç yalanlarını ortaya koyup, bunu siyasetin ana malzemesi haline getirip, bir tarafına koymak ve bu videoları izletmek, esas itibariyle bir operasyondur. Düzelttiğim şu, öyle işler var ki dünyada, hepimizin iğrendiği, netice itibariyle bunu insanların zafiyetlerini kullanarak ortaya koydukları işler de var. Adamın birisinin yalanları üzerinden bir devleti bir noktaya getirebilmenin doğru olmadığını düşünüyorum. 

“10 Haziran’da Kolombiya’da tweet atıldı. Dediler ki Mersin Limanı’na gitmekte olan bir şeyi yakaladık. Biz ne yapmışız, pandemi var, arkadaşlarım böyle bir şey var dediler. Hepimiz, bununla ilgili irtibat kurmak üzere, dosyaları burada, adamlara ancak 25’ine ulaşabildik. Dedik ki bu nedir yani. Video konferansta dediler ki bu Balkan grubunun işidir. Balkan dedikleri andan itibaren Balkanlar’da kim var… 1,5 ton uyuşturucuyu kaç yılda yakaladık biliyor musunuz, 3 yıldır kovalıyorduk. Ne kadar yapıp yapmadığını uyuşturucu ticaretinin mensupları, sahipleri bilirler. Nereye geleceği, kime geleceği, nasıl geleceği, bütün bunlarla ilgili soruşturmalar o tarihten itibaren yürüyor. Panama’da nerede var? Panama tweeti atıyor, yük İtalya’ya gidecek. Bu İtalya’ya giden yükle alakalı, konteynır iniyor, 3 gün orada bekliyor, bir oraya mı buraya mı gidecek soruşturmasını yapıyoruz. Almanya’da 17 ton kokain yakalandı 25 Şubat’ta. Rotası neresidir? Güney Amerika’dan Orta Avrupa’dır. Çok yakalandığı için kokainin rotasını Balkanlar’a taşımaya çalışıyorlar. Biz mesela Van’a basarız, Van’dan eroinin rotası Hakkari’ye döner, derz oraya dönebilir. Onun rotası Afganistan’da 3 rota var. 20 tonu biz yakalıyoruz. 2002 yılında Amerika Afganistan’ı işgal ettiğin 70-80 bin dekardı üretim. Şu an üretim 380 bin dekara kadar çıktı. Türkiye’de biz Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu yakalamalarını ortaya koyduk. Türkiye’nin sentetik uyuşturucusu nereden gelir? Belçika ve Hollanda’dan. Nereye, Arap ülkelerine. Bunlar bilinmez işlermiş gibi, esrarengiz süreçte ortaya koyup, Türkiye’yi böyle bir tabloyla karşı karşıya bırakmak ana muhalefet partisine yakışır mı? Hangi organize suç işini gördünüz de İçişleri Bakanı’na niye müdahale etmedin demediniz? Türkiye’de AK Parti hükümeti geldiğinden itibaren Avrupa bizi övüyor. Biz hedef ülkeyiz, aynı zamanda transit ülkeyiz. Biz burada baskıyı iyi kurduğumuz için, tüm rotaları değiştiriyoruz.

“Burada arkadaşlarımız içlerindeki bütün soruları ortaya koydular, değerlendirmelerini yaptılar. Dün gece itibariyle arkadaşlarımızın nasıl baskı altında kaldıklarını görüyorum. Demokrasi de böyle bir şeydir. Biz bunları izah etmekte mükellefiz. Ben bu mükellefiyeti ortaya koydum.”

Hits: 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.