FLAŞ HABER:
Ana Sayfa medya 10 Ocak 2022 41 Görüntüleme

Patron daha kıvrak danslar istiyor: Fatih Altaylı’nın suçu ne?

Siyasi program yapmayı bırakmak çözüm değil tabii. Ertuğrul Özkök örneği ortada. Kalçayı ne kadar sallarsan salla patron daha kıvrak danslar istiyor!

Muharrem Sarıkaya adlı Habertürk Ankara Temsilcisinin emekçi tokatladığı görüntülerin öfkesi dinmedi daha. Üstüne geldi Fatih Altaylı’nın Kemal Kılıçdaroğlu tuzağı. CHP’liler kızdı haliyle, çok eleştirdiler Altaylı’yı. Altaylı da öfkelendi eleştirilere, “Çok tepem atarsa siyasi program yapmayı, siyasi yazı yazmayı bırakırım” dedi.

Bırakır mı bırakır. Zaten TV’lerde artık “siyasi program” yapan yok. AKP’yi ve reisini yıkama yağlama programı var. Kazara muhalefetten birini çağırırlarsa şöyle bir tokatlamadan göndermiyorlar haliyle.

Bu biliniyor. Bu bilindiği halde bir haber programıymış kabulüyle oralara koşanlar da tokatlanmayı hak etmiş oluyor. Kılıçdaroğlu yediği her tokadı bileğinin hakkıyla hak etmiştir.

En azından “Alo Fatih” olayını hatırlamasını bekliyor insan. Malum Mehmet Fatih Saraç adlı “iş adamı” Ciner Grubundaki medyaya Saray tarafından kayyum atanmıştı vaktiyle. Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeler sosyal medyada yayınlanınca medyada “Alo Fatih” ünlendi. Erdoğan, Alo Fatih’e telefonda Devlet Bahçeli’nin grup toplantısının Habertürk TV’de canlı yayınlanmasının durdurulması talimatını veriyordu. Ayrıca aynı adlı gazetenin ön sayfasında yer alan Yolanthe Sneijder-Cabau’nun fotoğrafını açık saçık bulmuştu, bir daha yapmamalarını tembihliyordu. Fatih adı duyulunca, Fatih Altaylı çıkmış, “o Fatih ben değilim” demişti.

Hangi Fatih olduğu önemli değildi zaten, önemli olan iktidarın başının bir basın-yayın organına ne yapıp yapmayacağı konusunda talimat vermesiydi.

Alo Fatih’e Kılıçdaroğlu davası

Başbakan Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen ve Habertürk gazetesinin yönetimine girmesiyle gündeme gelen Mehmet Fatih Saraç, sadece gazetenin yönetimine değil, Ciner Medya Grubu’nu kontrol eden Ciner Yayın Holding’in de başındaydı o zamanlar. Birleşik Devletler’in El Kaide terör örgütüyle bağlantısı olduğu iddiasıyla malvarlığını dondurduğu, Erdoğan’ın ise “Kefilim” dediği Arap iş adamı Yasin El Kadı’nın eski ortağı olan Alo Fatih, aynı zamanda Turgay Ciner ile birlikte Kasımpaşaspor’u da yönetiyordu.

Sıkı durun, söyleşi için o kanala koşan Kılıçdaroğlu bütün bunları biliyor. Çünkü grup başkanvekili olduğu 7 Temmuz 2006 tarihinde CHP’li vekil Atilla Kart’la birlikte Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı’na Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç, H. Cüneyd Zapsu’nun da aralarından bulunduğu 8 kişi hakkında; kara para aklanması, sahtecilik yapmak ve terörle mücadele kanununa muhalefet etmekten suç duyurusunda bulunmuştu. Unutuyor, çünkü unutmak istiyor. Gazetelerin patronajıyla da ülkede kurulan Erdoğan rejimiyle de bir sorunu yok çünkü. Ufak düzeltmelerle yola devam etmeye hazır.

Sadece Habertürk değil sorun zaten. Medya gruplarının patronlarının çoğu sözde patron. Aslında hepsini Sarayın atadığı kayyumlar yönetiyor. Kayyum da haberciliği ancak Sarayın çizdiği sınırlar içinde yapabiliyor.

Bu o kadar orta malı bir bilgi ki o kayyumlardan birinin kovduğu Ertuğrul Özkök üst üste beyanlar vererek özetledi durumu. Önce “ben dansözüm” dedi. Ardından “Ben dansözüm de Sözcü’nün Genel Yayın Yönetmeni ne?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Sonra Cumhuriyet’i de ekledi arkasına.

Sadece yönetmek değil, oralarda sunuculuk, yazarlık yapmak da büyük bir dans yeteneği istiyor haliyle. Kıvrak olmasan kapının üzerine koyuyorlar. Düşünün, dansözlerin şahı Ertuğrul Özkök’ü bile şutladılar oralardan.

Tabancayla grev çadırı basan gazeteci

Fatih Altaylı’ya gelince; O da Özkök gibi basınımızdaki dansçılığın üstatlarındandır.

Hatırlatalım. Güneş gazetesi 1980’li yılların önemli gazetesiydi. Tirajı yüksek, yazarları ünlüydü. Fakat bir süre sonra sıkıntılı günler çaldı kapıyı, gazete zora girdi, ödeme yapamaz duruma düştü. Son patron dönemin ünlü iş adamı Asil Nadir’di. Gazetenin maaş alamayan İstanbul ve Ankara çalışanları işi bırakıp, gazete önüne grev çadırı kurdu.

Ankara bürosu önündeki çadırları süzerek geçen irikıyım tiple o gün tanıştı direnişteki gazeteciler. Gazetede belinde çifte tabancayla dolaşıyordu. İstanbul’dan patron göndermişti greve son versin diye. Gazetecileri silahla tehdit etti, maaş alamasalar da derhal çalışmaya başlamaları gerekiyordu, patronun emri böyleydi. Eli belindeydi. Gazetecileri korkutmak istedi beceremedi, kovmaya yeltendi başaramadı. Geldiği gibi gitti. Elini beline atıp tehdit ettiği o gazetecileri kustu sektör ama o hala patron yancısı olarak mesleği icra etmeyi sürdürüyor. Evet, doğru tahmin ettiniz, bu hikâyedeki kahramanımız da Fatih Altaylı’dır.

Fakat alan gittikçe daralıyor artık. Patronu basılı gazeteyi kapattı bir süre önce, internet yayınında karar kıldı. Neden? “Alo Fatih” yüzünden. İktidar komiser atamıştı TV ve gazetelerine. Hoşuna gitmeyen bir haber gördüler mi komiser Fatih’i arıyorlar, sildiriyorlardı. İktidarın hoşuna giden gazete yapmaya başladı onlar da. Fakat bu da okuyucunun hoşuna gitmedi. Karşılıksız gazete basmak nereye kadar, kapattılar mecburen.

Fatih Altaylı ne yapsın, iyi niyetli aslında. Diğerlerinin yapmadığını yapıp, arada muhalefet temsillerini de yayına almaya çalışıyor. Konuğunu tokatlamazsa bunu bir daha yapamayacağını da biliyor. Çünkü diğer Fatihlerin gözü üzerinde.
Siyasi program yapmayı bırakmak ise çözüm değil tabii. Ertuğrul Özkök örneği ortada. Kalçayı ne kadar sallarsan salla patron daha kıvrak danslar istiyor!

Hits: 15

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil
Open chat
Haberin Adresi
Haberin Adresi
Haberin Adresi